|
Eğitimini Dokuz Eylül İngilizce İşletme Bölümü'nden sonra ABD'de master programına katılan Tömek, hayvancılık sektörü ile ABD'den döndükten sonra tanıştı. Te-Ta'da göreve başladıktan sonra tanıtım çalışmalarını hızlandıran Tömek, bu çalışmalarıyla sektörün içinde olmayan fakat hayvancılık yapmak isteyen sermaye sahiplerinin işletmeyi kurarken Te-Ta'yı tercih etmelerinde önemli rol oynadı. Tömek, DÜNYA'nın sorularına şu yanıtları verdi:
- İş hayatına ne zaman atıldınız?
- Üniversiteye devam ederken yaz aylarında çalışırdım. ABD'deki eğitimim sırasında yabancı öğrenciler ilk yıllarında çalışamadıkları için okulda asistanlık yaptım ve uluslararası Amerikan şirketlerinin son 10 yılda pazarlarını neden Avrupalı ve Japon firmalara kaptırdıkları üzerine çalıştım. Bunun Ar-Ge'ye verilen önemden kaynaklandığını gördüm. Şirketlerin Ar-Ge'ye ne kadar önem verirlerse, pazar paylarını o oranda artırdıklarını gözlemledim. Te-Ta'daki çalışmalarımızda da bu konuya büyük önem verdik.
- Te-Ta hakkında biraz bilgi verir misiniz?
- Te-Ta babam Ömer Tömek tarafından 1989 yılında kuruldu. Aynı zamanda akademisyen olan babam, 1983 yılında Torbalı'da o zaman Türkiye'nin en büyük süt sığırcılığı olan Balaban Çiftliği'ni kurmak için okuldaki görevinden ayrıldı. 3.5 yıl bu çiftliğin yöneticiliğini yaptıktan sonra Te-Ta'yı kurdu. Ben ABD'den döndükten sonra bu şirkette çalışmaya başladım. Başlar başlamaz da kendimi zorunlu bir kurs içinde buldum. Babam benim gelişimi beklediği için ertelediği ameliyatını oldu. 2 ay boyunca yabancısı olduğum bir konuda faaliyet gösteren şirketi yönettim. Bu süre içinde Türkiye'deki çalışma koşullarına adapte oldum. ABD ile Türkiye arasında insanların yaklaşımından, çek alışkanlıklarına kadar çok büyük farklılıklar var. Önceleri 'Türkiye'ye adapte oldun mu?' diye soran arkadaşlarıma 'insan kendi ülkesine adapte olur mu' diye gülerdim. Fakat alışmak oldukça güç oldu.
- Sektöre ne tür hizmetler veriyorsunuz?
- Hayvancılık işletmelerine her türlü danışmanlık, projelendirme ve alet ekipman temini yapıyoruz. Sıfırdan başlayan projelerimiz oldu. Türkiye'nin en büyük işletmelerinin tamamına yakınını biz kurduk. Hayvancılık daha çok Ege'de yapılıyor. İzmir zaten Türkiye'nin en çok süt üreten ili. Ama artık farklı sektörlerden firmaların da hayvancılığa el atması nedeniyle farklı bölgeler de faaliyetimiz var. Örneğin Kayseri'de, Konya'da, Çukurova'da. Bu iki bölge gelecek vaadediyor. Çünkü bu çiftlikler kendi yemlerini üreten yarı entegre işletmeler. Bu yüzden arazi varlığı çok önemli.
- Siz göreve başladıktan sonra şirkette ne tür değişiklikler oldu? Neler kattınız çalıştığınız firmaya?
- Şirkette göreve başladıktan sonra öncelikle görev dağılımı yaptık. Ben daha çok finans, ithalat, ihracat gibi işletmecilikle ilgili görevleri aldım. Kardeşim eğitimiyle ilgili olduğu için teknik kısımları üstlendi. Babam ise eskiden beri Ar-Ge'ye büyük önem verirdi. Araştırmacı bir insandı, uluslararası yayınları takip ederdi. Bilgisini insanlarla paylaşmaktan hoşlanırdı. Bunlar için daha çok vakit ayırır oldu. Ben tanıtıma büyük ağırlık verdim. Eskiden sektördeki tanıtım kulaktan kulağa olurdu. Bu hala sürüyor ama, örneğin ben ilk kez sektörel dergiler dışındaki yayın organlarına da reklamlar verdim. Bu sektörün içinde olmayan fakat hayvancılık yapmak isteyen sermaye sahiplerine ulaşmamızda önemli bir anahtar oldu. Son yıllarda bunların sayısında büyük artış oldu. Halıcılar, turizmciler, tencereciler bu işe girdi. Arazileri var, karlı bir iş olarak gördüler. Şu an bir arazi varlığı üzerinde yapılacak en değerli tarım hayvancılık. Kimileri de hobi diye başlayıp daha sonra bu işi profesyonelliğe döküyorlar. Bu yüzden tanıtım daha ön plana çıkıyor. Amacımız sektör dışındakilerin dikkatini çekmekti ve başarılı olduk.
- Sektörde yoğun bir rekabet var? Rakiplerinizden farklı olarak verdiğiniz bir hizmet var mı?
- Çok çeşitli ürün gruplarımız var. Bir süt sığırı işletmesindeki her türlü talebi karşılayabiliyoruz. Bu bize avantaj sağlıyor. Komple projeler yaptığımız için tümünü görme imkanımız oluyor. Yoksa herkes bir baraka yapar. Fakat içine makine yerleştiremezseniz, hayvanların giriş çıkış hesaplarını yapmazsanız zaman kaybı ve verim düşüklüğü yaşanır. En verimli sistemi kurmak marifet. Bizim marifetimiz de bu. Beraber çalıştığımız yurtdışı firmaları kendi üretim konularında uzman kuruluşlar. Her şirket sadece kendi ürününü üretir. Bütün Ar-Ge'sini de ona yatırdığı için teknolojik avantajı yakalıyor. Bu da Avrupa'da yeni ne varsa bizde de olmasını sağlıyor.
- Önümüzdeki dönemdeki hedefleriniz neler?
- Hedefimiz, çeşitli bölgelerde temsilciliklerimizin olması. Şu an 7 bayimiz var. Bayiilik konusunda çok seçici davranıyoruz. Belli bir gezici altyapısının bulunması ve eğitim almaya istekli olmasını önkoşul olarak istiyoruz.
Te-Ta tarafından kurulan çiftliklerden bazıları ve sağmal kapasiteleri: Saray Halı-Kayseri (600), Avşar Gıda-Afyon (600), Aytaç-Çankırı (bin 200), Balaban Çiftliği-İzmir (400), Ahmet Tabakoğlu-İzmir (400), Azim-Konya (400), Çupra Besicilik (1000 baş besi), Denen Gıda-İzmir (500)
|