|
Şu sıralar gündemi bir hayli meşgul eden Köy-Kent projesini destekleyen Tömek, Köy-Kent deyince tarımsal gelirin ve tarımda verimliliğin artırıldığı, bir köy düşündüğünü söylüyor. Hatta bu köy kentlerin çevresinde sanayi kuruluşları da kurulabilir diyor ve dünyadan örnek veriyor:
ÒÖrneğin tarımda çok ileride olan Almanya"da bile hala müşterek makine parkları var. Türkiye"de topraklar çok küçük parçalar halinde. Bunların modern ekipmanlardan yararlanmaları hemen hemen imkansız. Çünkü hem ekonomik değil, hem de paraları yok.
Buna karşılık modern bir makine parkından bölgedeki çiftçilerin yararlandığını düşünün. Böylece yüksek verimlilik elde edilir, hem de çiftçinin gereksiz yere ilkel makinelere yatırım yapması önlenir.
Bunun en güzel modeli İsrail"de var. Köyün içinde bir yem merkezi var. Çiftçi gidip yem merkezinden uzmanın hazırladığı yemi alıyor. Bu uygulama iki avantaj sağlıyor. Birincisi sistem, daha ucuza yemleme sağlıyor. İkincisi, çiftçi yemleme konusunda yanlış uygulama yapmıyor."
KÜÇÜK PARAYLA BÜYÜK YATIRIM
Doç. Dr. Tömek"e göre, örgütlü biçimde çiftçileri biraraya getirmek ve uzmanlar tarafından yön vermek verimliliği artırıyor ve büyük bir yatırımı küçük bir parayla yapmış oluyorsunuz.
Türkiye"de bu uygulamanın bir benzerinin Tire"de bir süt kooperatifinde olduğuna dikkat çeken Tömek, Tire"deki uygulamayı şöyle anlatıyor:
ÒÇiftçi tarlasını hazırlar, ekim zamanı kooperatife haber verir, kooperatifin nitelikli ekme makinesi gelir, eker. Hasat zamanı da toplamaya gelir, silajını yapar. Burada önemli olan yerleşim planı. Plan doğru yapılırsa, verimlilik artar."
Türkiye"de yoktan var edip, artı yazan tek kaynağın tarım olduğunu vurgulayan Tömek, ÒToprak, hava, su, güneş bedava, tohumu da siz üretiyorsunuz. Peki siz toprağa ne atıyorsunuz? Biraz kimyasal, biraz da mazot harcıyorsunuz" diyor.
Tarımda sistemli çöktük
Tarımda verimliliği artırmanın en kolay yolunun hayvancılık olduğunu vurgulayan Ömer Tömek, Türkiye"de tarımın sistemli olarak çökertildiğini ve bu çöküşün hayvancılıkta başladığını söyledi.
İthal tarım ürünleri daha ucuz diye, ithalata yönelindiğini ve Türk çiftçisinin üretmemeye başladığını söyleyen Tömek, özellikle yağda Türkiye"de çiftçiye çok düşük fiyatlar deklare edildiğini belirterek, şöyle konuştu:
ÒÇiftçi ekmedi, çünkü eken zararlı çıktı. Ekonomistlerin bir lafı vardır, en sağlam işletme tarımdır diye. Bir-iki sene batmaz ama 10 sene olunca batar. Şimdi Ege"de mısır, soya yağı üreten yok. Halbuki Ege"de soya yağı kullanan bir sürü sanayi kuruluşu var ama soya yağı yok. Geçmiş yıllara bakın, çiftçi hasata girer, ithalattaki fonlar yani gümrük düşürülür. Çiftçinin elinden mal çıkar fonlar yükseltilir. Adeta çiftçiye devlet düşman."
Kendi çiftçimize kıymadığımız parayı yabancı ülkelere veriyoruz
Tömek bu konuda AB"den örnek veriyor; ÒMesela AB"de çiftçiye ton başına buğdayda verilen destek 90 dolar. Bizim çiftçilerin tüm ürününü sattığında eline geçen para 90 dolar etmiyor. Çiftçi bu sene kilosu 135 bin liradan buğday sattı. Daha Anadolu"da hasat biteli iki ay oldu, buğday ithal ettik. İthal ettiğimiz buğdayın kilosu 300 bin lira. Biz çiftçimize kıyıp veremediğimiz parayı yabancılara veriyoruz. Böyle bir mantıksızlık var. Biz hala Ôkalkınma köyden başlar mı?" diye konuşuyoruz" diyor.
TAVUKÇULUK NEDEN BATTI?
Türkiye"de mısırın her yerde yetişebileceğini vurgulayan Tömek, tavukçuluk sektörünün batmasının sebebinin de yem olarak kullanılan mısırın ithal olmasından kaynaklandığını belirterek, ÒDev kuruluşlar kullandıkları ürünler ithal olduğu için battı. Zamanında mısır üretimine ağırlık verilseydi sektör kurtulurdu" dedi.
|